14.04.2026 23:50:47 / Okunma Sayısı: 50

Farklı dilde muayene

Bu haber; 29. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nde Yerel Gazetecilik Ödülü aldı.

 

 

Akın Bodur

Ses Gazetesi – İskenderun

 

Yıllar öncesiydi, kapatılan Adana Şakirpaşa Havaalanı’ndan Ankara'ya gidiyorum. Uçuş sırasında yanımda oturan ve heyecanını yenmek için konuşkan bir kadınla sohbet ediyorum. Karamanlı olduğunu ifade eden ve yaşadığı Berlin'e giden o kadın, 20 yıla yakın süredir göçmenlerin çoğunlukta olduğu Kreuzberg'de oturduğunu, uzun süre Almanya'da bulunmasına karşın Almancayı bilmediğini anlatıyor ve nedenini "Gittiğim her yerde Tükçe konuşuluyor. Bakkalı, fırını, manavı, kasabı Türk. O nedenle Almanca'ya ihtiyaç duymuyorum" ifadesiyle açıklıyor. Peki öyle mi olunmalı?

 

"Evrensel dil" düşüncesini savunan Amerikalı dilbilimci ve filozof Noam Chomsky, "Dil, politikacıların bir silahıdır, ancak dil, insan ilişkilerinin çoğunda bir silahtır" değerlendirmesinde bulunuyor. Dilin temel amacının 'iletişim' olduğuna inanmak için hiçbir sebebin olmadığını savunan, Chomsky'e göre, "Dil, bilgi aktarmak için kullanılabilir, ancak aynı zamanda birçok başka amaca da hizmet eder: İnsanlar arasında ilişki kurmak, düşünceyi ifade etmek veya açıklığa kavuşturmak, oyun oynamak, yaratıcı zihinsel aktivitede bulunmak, anlayış kazanmak vb. Bu yollardan birine veya diğerine ayrıcalıklı bir statü atfetmek için hiçbir sebep yok."

 

İletişim, insanın toplum ve bireylerle ilişkilerinde temelini oluşturan önemli unsurlardan. Duygu, düşünce, bilgi ve olayları aktarmakta kullandığımız dil, kişilerin iletişim kurmasını, karşılıklı olarak anlaşmaları ya da anlaşamamalarını, birçok olayın çözümünü veya çözümsüzlüğünü de getirebiliyor. Net ve doğru bir iletişim, ortak dille sağlanabilirken, aksi durumlar, ekonomik, sosyal, siyasal ve sağlık açısından birçok sorunu oluşturabiliyor.

 

Arap Baharı ve 14 yıl önce başlayan Suriye savaşı, Suriye, Ortadoğu, Asya ve Afrika'dan ülkemize yönelik kontrollü ya da kontrolsüz göç dalgası yarattı. Suriyeli göçmenlere uygulanan 'açık kapı' politikası, Nisan 2011’de itibaren Türkiye’ye gelen sığınmacılar açısından 'iletişim' sorununu yarattı. Neredeyse tamamı Arapça konuşan Suriyelilerin önemli bölümü Arap kökenli olsa da Bayır Bucak bölgesinden gelen ve Türkçe konuşan Türkmenler ile Suriye'nin kuzeyi ile doğusundan gelen ve Kürtçe konuşan Suriyelilerin olduğu da biliniyor. Ülkesinden farklı bir yere gitmek durumunda kalan ya da zorunluluğunu yaşayan ve sayıları milyonları bulan göçmenler açısından iletişimde 'dil' sorununun yaşandığı biliniyor. Türkiye'ye gelen 3 milyon 500 binin üzerindeki Suriyeli göçmenden 500 bin kişiden fazlasının yaşadığı Hatay, dildeki iletişimi en çok yaşayan kentler arasında yer aldı. Halkın önemli bölümünün; neredeyse üçte birden fazla bir kesimin Arapça'yı biliyor olması belki bu sorunu azalttığı düşüncesini yaratmış olsa da yaşamın birçok alanında yaşanan 'iletişimsizlik' birçok ayrı sorunu peşinde sürüklediği de biliniyor. Belki de çocuklarını kaybeden annelerin, davet edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda Kürtçe konuşma yapmasına izin verilmemesi de sorunun her dönem güncelliğini koruduğunu, 'dil'in iletişimdeki rolünü anımsatıyor.

 

 

Arap Baharı ve Suriye savaşı ile Hatay'a, İskenderun ya da farklı ilçelere gelen Suriyeli göçmenler, yaşamda çektiği iletişim sorununu, sosyal hayat ve çalışma konusunda yaşadı, belki de en çok da sağlıkta.

 

Suriye savaşının ilk yıllarında daha çok Hatay'ın sınır ilçelerinden Yayladağı, Altınözü ve Reyhanlı'da barınan, ağırlıklı olarak kamplarda kalan ve daha sonra Antakya'ya uzanan göç yolculuğu, birkaç yılda İskenderun, Samandağ, Kırıkhan ve Defne'ye, ardından tüm Hatay'a ve ülkeye yayıldı.

 

Sınır ötesine geçenlerin yaşam alanı daha çok sınırdaki ilçelerden oluşurken, savaşanların ve savaş ya da saldırılarda yaralıların tedavi için Antakya ve İskenderun'a getirilmesi, iletişimde dilin önemini, sağlık açısından sergiledi.

 

Hatay’da sağlıkta dil sorunu ağırlıklı olarak Suriye’de yaşanan savaş ve Türkiye’ye yönelik göçle birlikte başladı. Hatay'da göçmenlerin sayısı 500 bini aşarken ülkemizdeki sayı ise 3 milyon 500 bini geçen rakama ulaştı. Her ne kadar bir yıl önce Suriye’de Beşşar Esat rejiminin düşmesi sonrası savaşın bittiği düşünülse de geri dönüşlerin beklenen kadar olmadığı biliniyor. Resmi rakamlara göre, Türkiye’de 2 milyon 300 bin Suriyeli bulunduğunu belirtilirken, Hatay Valisi Mustafa Masatlı, vatandaşlığa geçen Suriyeliler hariç, Hatay’da bulunan sığınmacı sayısını 142 bin olarak açıkladı.

 

Hatay nüfusunun neredeyse yüzde 10'luk bölümünü oluşan göçmen sayısının varlığı, sağlıkta dil sorununun halen ciddi bir sorun olabileceğini, tedavilerin yeterince yapılamayabileceğini, yapılsa dahi verilen ilaçların doğru şekilde kullanılamayabileceği düşüncesini oluşturuyor.

 

Başlatılan savaşla gelişen göç dalgasının sürüklediği sığınmacılar, dil farkından kaynaklı nedenle yaşadığı sağlık sorunu üzerine gittiği hastane veya sağlık merkezinde sıkıntısını yeterince anlatabildi mi? Hasta-hekimin muayene sırasındaki görüşmesinde dil sorunu nedeniyle yetersiz anlatımın ya da anlamazlığın getirdiği eksik veya yanlış teşhis oldu mu? Yanlış veya eksik teşhisin tedavisi nasıl sonuçlandı? Göçmenlerin sağlık merkezlerine çok sık gitmesinin nedenleri arasında dil sorunu ne kadar yansıdı? Sığınmacı göçmenlerin hekim, hemşire olmasında bu sorun ne kadar etkili oldu?

 

İş gücü olarak Anadolu'dan Almanya'ya giden Türkler, aynı sorunu yaşadı mı? Günümüzde eğitim ya da çalışma hayatı için farklı bir ülkeye gidenler benzer sorunları yaşıyor mu?

 

HASTANEDE 7 TERCÜMAN GÖREV YAPTI

 

Önceleri, tedavi için getirilen Suriye ya da farklı ülke vatandaşlarının, hastanede Arapça bilen hekim, hemşire ve çalışanlar üzerinden iletişim kurduğunu ifade eden İskenderun Devlet Hastanesi yönetimi, sonraki süreçte Hatay Valiliği'nin onayladığı derneklerden görevlendirilen tercümanlar aracılığıyla muayenede farklı dil sorununun çözüldüğünü belirtiyor. Sadece, İskenderun Devlet Hastanesi'nde görevlendirilen tercüman sayısının 3 ila 7 arasında değiştiği biliniyor. Arapça bilen doktor ve hemşireler, ardından tercümanların 'tercüme sorununu' çözmesinin doğru bir teşhis ve tedaviyi getirdiğini anlatan hastane yönetimi, göçmenlerin Türkçe kurslarına yazılması, çocuklarının ilk, orta ve liseye devam etmesinin de zaman içerisinde farklı dilden kaynaklanan 'iletişimsizlik' sorununu ortadan kaldırdığı düşüncesinde.

 

SORUNUNU BİRİSİNİN AKTARIMIYLA ANLATMIŞ

 

Savaş üzerine komşu ülke Suriye'den Hatay'a gelen sığınmacılardan Ramiz Abbas, geldiği ilk yıllarda Suriyelilere bakan doktorlara giderek muayene ve tedavi olduğunu, daha sonra dili öğrendikçe muayenelerde sorun yaşamadığını söylüyor. Abbas, hastanede ciddi sorun yaşamadığını da belirtiyor.

 

Savaş'ın ilk yıllarında Halep’ten gelenler arasında bulunan Meysel El İbrahim, yanında birisi olmazsa hastanede hekimlerle anlaşamadığını ve sağlık sorununu aktaramadığını ifade ediyor. Tedavi veya muayene sırasında yanında Türkçe bilen birisini götürdüğünü anlatan İbrahim, kızının Türk vatandaşıyla evlenmesi sonrası damadını ya da Türkçeyi biraz konuşan kızı F.S.'yle birlikte hastaneye gittiğini aktarıyor.

 

TÜRKÇEYİ ÖĞRENİNCE AİLESİNE TERCÜMANLIK YAPTI

 

2016 yılında Suriye'nin İdlip bölgesinden gelen Abdulhamid Kerami (27), hastanedeki işlemleri sırasında Arapça bilen Türk vatandaşlarının kendisine tercümanlık yaptığını, muayeneyi o şekilde yapabildiğini belirtiyor.

 

Dil kursuna gittiğini, Mustafa Kemal Üniversitesi'nde iki yıllık bir bölümü bitirdiğini anlatan Kerami, "Artık Türkçeyi öğrendim. Şimdi Türkçe konuşuyorum ve tek başıma muayene olabiliyorum" değerlendirmesini yaptı.

Hatay'a 7 yaşındayken geldiğini belirten Halit Basbas (18), sadece sağlıkta değil tüm konularda önceleri tercüman üzerinden anlaşabildiklerini, kendisinin üç yılda Türkçeyi öğrenmesi üzerine ailesine tercümanlığı kendisinin yapmaya başladığını anlatıyor. İskenderun'da liseye giderken çalışması gerektiği için okulu bıraktığını belirten Basbas, "Hastanelerde (2 devlet hastaneleri) tercüman bulunuyordu. Muayene sırasında onlar bize tercümanlık yaptı" diye konuştu.

 

DOKTORLA 'İŞARET DİLİYLE' ANLAŞMIŞ

 

İsmini açıklamak istemeyen 38 yaşındaki Suriyeli beton ustası da 10 yıl önce Hatay'a geldiğini, yaşamını İskenderun'da sürdürdüğünü, Türkçeyi az bilmesi nedeniyle muayenede doktorlarla işaretle anlaşmaya çalıştığını söylüyor.

 

İskenderun Teknik Üniversitesi'nde mimarlık eğitimi alan Berea Hekim, savaşın ortalarında Suriye'den geldiğini, dili öğrenmeden önce hastaneye gittiklerinde tercüman aracılığıyla hastalıklarını anlattığını ve tedavisinin o anlatıma göre yapıldığını belirtiyor.

 

2014 yılında Suriye'nin Hatay'a sınır ili İdlip'ten geldiğini belirten Mohamed Sait Atraş da şöyle konuşuyor: "Hatay'da, İskenderun'da kaldığım, çalıştığım süreçte çok ciddi rahatsızlık geçirmedim. Ama ilk zamanlar hastaneye gittiğimde işaretler, bir anlamda işaret diliyle anlaştım. Daha sonraki yıllarda hastanede tercüman bulundurulunca o tercüme etti ve muayene olabildim."

 

"GELDİĞİMDE ÇOK AZ TÜRKÇE BİLİYORDUM"

 

2011 yılında Hama'dan Hatay'a gelen Mohammed H., geldiğinde çok az Türkçe bildiğini, ilk yıllarda hastaneye gitmediğini, sonraki yıllarda gittiğinde de tercüman olduğunu belirtti. Mohammed H., zaman içerisinde Türkçeyi öğrendiğini ve tercümana gerek kalmadan sorununu anlatabildiğini ifade etti.

 

HASTANEYE GİTMEYİNCE MUAYENEDE DİL SORUNU YAŞAMAMIŞ

Üniversite eğitimi için Hatay'a Yemen'den gelen Maher Mohammed Ahmed Yahya Alanqı ise aldığı kurs üzerine iki yıl içinde güzel Türkçe konuşmaya başladığını belirtiyor. Yurtta öğrencilerle kaldığını ve eğitim için Türkçe konuşması gerektiğinden dili hızlı öğrendiğini anlatan Alanqı, "Geldiğimin ilk yıllarında hastalanınca, hastaneye, doktora gittiğimde Google Çeviri'nin Türkçe-Arapça çeviri bölümünden yararlandım. Ben Arapça söylüyordum çeviri de onu Türkçe olarak çeviriyordu ve böylece hastalığa ilişkin şikayetimi anlatabiliyordum" dedi.

 

7 yaşındayken Halep'ten Türkiye’ye gelen Rıdvan Humeydan (17), küçük yaşta fazla hastalanmadığını, bu nedenle de hastaneye gitmediğini, dil sorunu yaşamadığını anlatıyor. İskenderun'da okula giden ve Türkçeyi öğrenen Humeydan, şimdi bir lise öğrencisi.

 

HASTANEDE SÖZLÜKLE İLETİŞİM KURDU

 

Farklı dilde muayene dünyanın her ülkesinde yaşanan bir sorun. Türkiye'den Almanya'ya giden birçok yurttaş da aynı sorunu yaşadığını anlattı.

 

Yerleşmek için gittiği Almanya’da entegrasyonu hızlandırmak için kendi parası ve imkanlarıyla dil kursuna gittiğini belirten Hanna G., dil kursuna giderken göçmenlere yönelik Almanca eğitimi veren sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerine de katıldığını söyledi. Her fırsatta Almanya’da yaşayan sosyal grupların etkinlikleri ve buluşmalarında da yer aldığını anlatan Hanna G., "Almanca'yı bu yöntemle öğrendi. Gidişimizin üzerinden yaklaşık üç ay geçmişti ki kızım ateşlenip, rahatsızlanınca, hastaneye götürdüm ve hekimler ve sağlık çalışanlarıyla üç ayda öğrendiğim Almanca ve elimdeki sözlükle iletişim kurdum. Sağlık açısından iletişimde sorun yaşamadım, hatta bazı arkadaşlarım hastaneye gittiğinde aynı yöntemle onlara da yardımcı oldum" diye konuştu.

 

İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde görev yapan bazı hemşireler de farklı dil konuşan hastalarla tercüman ya da sözlük aracılığıyla iletişim sağladıklarını belirtiyor.

 

Kansere yakalanan eşinin tedavi için Almanya’ya götürüldüğünü anlatan Şahin K., kaybettiği eşinin hastanedeki iletişimini o ülkede bulunan kardeşlerinin düzenlediğini, hekim hastane iletişiminin kardeşlerin üzerinden sağlandığını, hekim-hasta görüşmesinde kardeşlerin tercümanlık yaptığını ifade etti

 

"DİL FARKI, ANLATMAKTA VEYA ANLAŞILMADA SIKINTI YARATABİLİR"

 

Hatay'da uzun süre hekimlik yapan ve görev sırasında zaman zaman Suriye veya sınır ilçelerinde de görevlendirilen hekimlerden E., Arapça bildiği için hastayla muayenede dil sorunu yaşamadığını belirtiyor. Dr. E., "Muayene ve tedavilerde dil farkı nasıl bir tablo yaratıyor. Hastayı muayene ederken, dil farkı, detaylı ve derin sağlık konularında veya yöresel- kültürel farklılıklarda dertlerinin anlatmakta veya hekim tarafından anlaşılmasında sıkıntı yaratabilir. Tedavi tarifinde de aynı sıkıntı oluşabilir. Çünkü, tedaviler sadece ilaçlardan oluşmuyor. Hem ilaçların etkisini doğru anlatmak gerekiyor hem de ilacın yanı sıra yaşam tarzı, günlük yaşamla ilgili öneriler de olabiliyor. Bunların doğru ve iyi bir şekilde anlatılması için bir dil bilgisi veya en azından tarafların birbirinin dilini bilmesi, iyi anlamak ve onun anlayabileceği şekilde geri dönüş yapmak gerekli. Çünkü sorun, dert yeterince anlatamadığında yanlış teşhis veya tedaviye de neden olabilir. Bu bir ihtimaldir" değerlendirmesini yaptı.

 

MUAYENEDE KADIN YA DA ERKEK DOKTOR İSTER HALE GELİNDİ

 

Tedavi veya muayenede kendi vatandaşlarla anlaşmazlık yaşanabildiğini anımsatan hekim E., "Tamamen yabancı bir kültürden ve yabancı dil konuşan biriyle bunları yaşanması kaçınılmaz olabilir. Aslında bu hayli büyük bir sorun. Mesela ülkemizde cinsiyet ayrımı çok yoğun yaşanmakla beraber Suriyeli göçmenlerin gelmesiyle hekim-hasta ilişkisinde cinsiyet sorunu daha çok öne çıktı. Suriyelilerde bu durum daha çok öne çıktı. Birçok göçmen, muayenede kadın ya da erkek doktor ister hale geldi. Elbette bu durumu önemsemeyenler de var. Türkiye’de bunu düşünenlerle Suriye'den gelenler bir araya geldiğinde daha geniş bir kitleye ulaşılmış oluyor ki bu cinsiyet ayrımı açısından önemli. Belki kişisel olarak bu normal olabilir ama tıpta cinsiyet ayrımının kesinlikle olmaması gerekir. Yani insanların rahatlıkla her cinse muayene olması, tedavisini yaptırması gerekir" değerlendirmesini yaptı.

 

"TERCÜMANLI MUAYENE SAĞLIKLI BİR DURUM MU, HAYIR"

 

Hatay'da görev yapan hekimlerden D. ise iletişimsizliğin zor bir durum olduğunu anlatıyor. "Hasta gelir ve ondan öyküsünü almanız gerekir. Bunu hastanın kendi ağzından almak çok önemli. Tercüman olsa bile o sorunu olduğu gibi, aynı şekilde aktaramayabilir. Dil ve iletişim bu yüzden önemli" diyen Dr. D., "Sağlık konusunda bazı durumlarda tercüman aracılığı ile bilgi alınabilir. Tedavi amaçlı da tercümana mecbur kalınabilir. Bu çok sağlıklı bir durum mu? Hayır" dedi.

 

TÜRKÇE BİLMEYENLERDEN KAN BAĞIŞI ALINMIYOR

 

Türkçe bilmeyen Suriyeli göçmenlerden yaşanan dil iletişimi sorunu nedeniyle kan alınamadığını belirten Dr. D., açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Çünkü, kan bağışı öncesinde bir formu doldurması gerekiyor. Bunun için de o formu, okuyup anladığını belirtmesi. Okuyamadığı ya da dili az bilse bile anlayamadığı için kan bağışı alamıyoruz. Bu iş tercüme aracılığı ile de olmuyor, olamıyor, çünkü formda bazı özel sorular (cinsellik gibi konular) yer alıyor. Bu nedenle yanlış cevap verme ihtimali var. Çoğunlukla sağlık için giden bir kişinin tercümanı ya yakını oluyor ya da görevli birisi. Yanlış cevaplı verilen kan bağışlarının kullanımında, olması gereken tanı, hepatit, HIV gibi hastalıkların belirtileri, bulguları uzun sürebiliyor. Bu nedenle o kan, verilen kişinin hayatını riske atabilir. Tahlilde çıkmayan bulgularla hastalık belli olmaz. Kan verilirse de kişiye hastalık aktarılmış olur. Ancak, okuma yazma bilen göçmenlerden, formu doldurup, anladığından emin olduğumuz zaman kan alıyoruz."

HIV bulgusunun kanda bir yılda ortaya çıktığını, hepatit B ve C'nin ise 90 gün ile 180 günde belli olduğunu belirten Dr. D., 'deli dana' hastası olanların ömür boyu kan veremeyeceğini, bu gibi hastalıklar nedeniyle kan bağışı öncesi doldurulan forma verilecek yanıtların ve net bilginin önemli olduğunu söyledi.

 

Suriyeli sığınmacıların Hatay üzerinden Türkiye'ye geldiği ilk yıllarda Türkiye Cumhuriyeti (TC) kimlik numarası olmadığı için o dönemlerde kan alınamadığını belirten Dr. D., "O dönemde geçici TC kimlik numaraları yoktu. O zamanlar bu nedenle de Suriyelilerden kan bağışı alınamıyordun. Daha sonraki süreçte 98 ve 99'la başlayan TC numaraları vermeye başlanınca, sistem kabul etmeye başladı ve onlardan kan bağışı alınabilindi. Kan bağışı almadığımız için bizleri ırkçılıkla suçlayanlarda oldu. Kişinin formdaki soruya ya da sorulara yanlış cevap verdiğini tahmin edilmesi halinde kan almama yetkisi var" dedi.

 

ÇÖZÜM, AYNI DİLİ KONUŞMAK

Dr. D., dil farkı nedeniyle yaşanan ya da yaşanabilecek sorunlarda çözüm yolu olarak da şu öneride bulundu:

 

"Arapça (ya da hangi dilse) bilen doktor alımı yapılabilir ve bunlar o göçmenlerin çok yaşadığı yerlerde görevlendirilir. Ama sadece o alanda görevlendirilmezlerse, angarya olarak görülür ve çözüm getirmez. Ayrıca, Arapça bilsek de bunun belgesi yok. Benim anadilim Arapça olabilir ama şive farkı da bulunabilir. Bu nedenle olayın hukuki, yasal boşluktan kaynaklanan sorun da çıkabilir. Bu durumda iki tarafın aynı dili konuşması çok önemlidir."

 

"SAĞLIK HİZMETİNİN NİTELİĞİ AÇISINDAN CİDDİ SORUN"

 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi eski Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, hasta-hekim muayene ve tedavisi sırasında farklı dili kullanması, aynı dilin konuşulmamasının hem koruyucu sağlık hizmetleri açısından hem de tedavi edici hekimlik açısından çok zorlu bir süreç anlamına geldiğini ifade etti. TTB Merkez Konseyi eski Başkanı Prof. Dr. Fincancı, o durumlarda mutlaka çevirmen olması gerektiğini ve çevirmenlerin de profesyonel olması, mahremiyet ilkelerine uygun davranması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Fincancı, "Çevirmen olarak da genellikle yakınlarından birilerini çekip alıyorlar, öyle durumlarda. Ve burada da özellikle o yakınıyla paylaşmak istemediği birtakım bilgileri paylaşması anlamına geliyor. O zaman ya paylaşmayacak hekimle bunları. Ki o zaman da tanısı eksik olacak ve çok ciddi sorunlar yaşayacak tedavi açısından da. Ya da paylaştığında da bu kez o aile bireyleriyle olan ilişkilerinde aksamalara yol açıyor. Dolayısıyla tabi ki en ideali, herkesin kendi ana dilinde sağlık hizmeti alabildiği koşulların sağlanmış olması ama ne yazık ki bu kadar nüfus hareketliliği olduğu koşullarda, savaşların olduğu durumlarda, insanlar kaçınılmaz olarak başka ülkelere gitmek, oralarda sağlık hizmetine erişebilmek için de bu tür çabalar içine girmek zorunda kalıyorlar. Ama sağlık hizmetinin niteliği açısından bunun ciddi sorun olduğunu söyleyebilirim" değerlendirmesinde bulundu.

 

"Türkiye'de hastanelerde yeterince çevirmen var mı?" sorusunu da yanıtlayan TTB Merkez Konseyi eski Başkanı Prof. Dr. Fincancı, "Hayır. Yok tabi ki. Bazen hiç olmuyor çevirmen. Benim bildiğim Sağlık Bakanlığının da bu konuda bir çalışması yok. Bu da ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor, maalesef. Çünkü, aynı dili konuşmuyorlar. Ve dolayısıyla birbirlerini anlamakta zorlanıyorlar. Hadi kısmen anlamış olsa dahi, sonrasında birtakım önerileri tedavi sürecine ilişkin bilgiler, bilgilendirmeleri bu kez hastanın anlama olanağı olmuyor. O yüzden zor tabi ki ve kesintiye uğratan bir durum" diye konuştu.

 

"BİR İNSAN MERAMINI KENDİ DİLİYLE ANLATIR"

 

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinden Hataylı doktor Ali Kanatlı, Suriye'de savaşın ilk aylarında, 2011'de Türkiye'ye göçün yaşanması üzerine gelenlerde ciddi sağlık sorunları olabileceğini, hamileler, bebeklerin olabileceği, aşıların yapılması gerekebileceği düşüncesiyle, kendisinin de arasında bulunduğu Arapça bilen birkaç hekimin sağlık müdürlüğüne başvuru yaptığını ve ardından -sınırdaki- Yayladağı'na gittiğini anlattı.

 

"Dil çok önemli. Bir insan meramını kendi diliyle anlatır. Hatta kendi lehçesiyle. Antakya'daki dil (konuşulan Arapça) ayrı, ağız ayrıdır" değerlendirmesini yapan TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Kanatlı, "Tabii ki hastanın Arapça ve Türkçede hastalığın tasvir ediliş şekli ayrı. Karadeniz'de ayrıdır, Doğu'da, Güneydoğu'da da ayrıdır. Kaldı ki dil değişince çok farklıdır. Bizim bildiğimiz, kullandığımız Arapçamızla, Suriye'den gelenlerin kullandığı dil uyuşmuyordu. Bu nedenle bazı yerlerde biz onlardan öğrendik, bazı zaman da onlar bizden öğrendi. Bir şekilde anlaşabildik. Daha sonraki süreçte eğitimler ve televizyon programlarının etkisiyle kullanılan bazı kelimeleri onlar da anlıyordu. Kısa zaman sonra tercümanlar onların kaldığı kamplara geldi. Gelenler kamplardan çıkıp kentlerde yaşamaya başlayınca, tercümanlar hastanelere de geldi, birkaç yıl süreyle görev yaptı" değerlendirmesini yaptı.

 

ARTIK TERCÜMANLARI ÇOCUKLARI

14 yılda Suriyeli sığınmacıların Türkçe kurslarına katılması, çocuklarının okula başlamasıyla hastanelerde tercüman sayısının azaldığını, çocukların ailelerine tercümanlık yapmaya başladığını anlatan Kanatlı, "Artık kendi tercümanlıklarını çocukları yapmaya başladı. Ayrıca, zamanla Göçmen Sağlık Merkezleri kuruldu ve o merkezlerinde de Türkmen hekimler çalıştırıldı. Şöyle bir şey de var; aynı yerde hem Türklere hem Suriyelilere hizmet verilmesini beklemek biraz zor. Çünkü, dil bilmeyen Suriyeli hizmet verdiğinizde daha fazla zaman harcamamak durumunda kalıyorsunuz. Anlaşmak için. Bir sıkıntı var ama onlara da hizmet verildi. Göçmen Sağlık Merkezlerinde dilden kaynaklı bir sıkıntı olmuyor" dedi.

 

0 Yorum Yapılmış

Habere Yorum Yap

İLgili Haberler
Neafoni haber / 4.04.2024 08:24:15
Ramazan kolisiyle oy isteyen başkan seçilemedi
Neafoni haber / 2.12.2023 08:48:34
Çiftlikbank'a medya desteği
Neafoni haber / 10.11.2024 02:57:03
Kitap yüksek sesle okunur! 
Neafoni haber / 10.09.2023 11:10:19
Kasımpaşa’da vatandaşa zabıta zulmü

© © Neafoni HABER. Tüm Hakları Saklıdır. Haberlerimiz Kaynak Gösterilerek Kullanılabilir